ŞEHİR YAŞAM PORTALI
En eyce haber portalı

BÜTÜN YÖNLERİYLE SEZAR

İmparatorluğa Giden Yol

Sakin Rubicon Nehri’nin ardından Güneş yavaşça doğmaktaydı. At arabasından inen adam gümüş rengindeki düşünceli bakışlarıyla bu manzarayı süzüyordu. Kararsızlığın verdiği heyecan duygusu bedeninin titremesine neden oluyordu. Birden bastıran hafif rüzgar ile ürperdi ve kınındaki kılıcı şıngırdadı. Elini siper ederek yüzünü çevreyi aydınlatmaya yeni başlayan güneşe doğrulttu. Sonunda titremesi durdu ve yüzünde kararlı bir ifade belirdi. ‘’Aela Iacte Est’’* diye mırıldandı. At arabasına atlayıp aceleyle lejyonlarının yanına dönmeye koyuldu. Artık şüphelerinden de korkularından da arınmıştı, Roma ve senato önünde diz çökecekti. Kokuşmuş Cumhuriyet’in sonu yaklaşıyordu çünkü zarları elinde tutan artık kendisi, Sezar’dı.
Sezar’ın Yaşamı
Onun dönemindeki şahsiyetlerin hiçbiri kuşkusuz universalist imparatorluğun temelini kuracak kişinin Sezar olacağını tahmin edemezdi. Dönemin hatipleri bile onun yumuşak kişiliği ile yaptıkları arasındaki tezatı belirtir, aralarından biri ‘’Kim bilebilirdi ki ? Senato’da kafasını nazikçe kaşıyan Sezar’ın bunları yapabileceğini ?’’ demektedir.

Dönemin en şöhretli şahsiyetlerinden, Sulla ile birlikte Afrika Kralı Jugarta’yı yenip modern bir Roma Ordusu yaratan katı Popularesçi Gaius Marius da hayata gözlerini yumduğunda ve Optimates saflarındaki artık azılı bir rakibi olmuş Sulla dizginleri eline aldığında Julia Gens’in yıldızı sönmüş gibi duruyordu. Fakat bu hanenin ismini Roma’nın ve takvimlerimizin kalbine kazıyacak olan bir isim yükselecekti ki bu isim rahiplikten kovulup kendini askerliğe verecek olan Sezar’dı.

‘’Sezar’’ okunuşu Fransızca olmakla beraber bizim dilimize de böyle geçmiştir. Almanlar ve Araplar ‘’Kayzer/Kaiser’’, Ruslar ise ‘’Tsar’’ olarak okumuştur ki orijinal Latince okunuşu ‘’Kesar’’ olduğundan orjinale en yakın olan ‘’Kayzer’’dir. İsminin kökeni hakkında pek çok teori mevcuttur. Plinius’a göre kesmek anlamına gelen ‘’Caedo, caedes, cecidi veya caesum’’ fiilinden türemiştir çünkü atalarından biri sezaryenle doğmuştur. Historia Augusta’da ise 3 teoriden bahsedilir: Saçının sık olmasından dolayı latince ‘’Caesaries’’den gelir, gözlerinin parlak gri olmasından dolayı latince ‘’Oculis Caesiis’’den gelir, son ve en çok kabul görülen ise Afrika’daki savaşlarının birinde kendi başına bir fil öldürmüş ve Mağribi dilindeki ‘’Caesai’’den gelmiştir.

Yaşamına dönecek olursak dediğimiz gibi Sezar hayatına asker değil rahip (Flamen Dialis) olarak başlamıştı ve Marius’un yakın dostu Cinna’nın kızı ile evlenmişti. Rahat, basit ve boş bir hayat onu bekliyor olabilirdi ama kaderin onun hakkındaki planları çok farklıydı.

Marius’un can düşmanı ve Senato’nun hain ilan ettiği Sulla İtalya’da giriştiği mücadeleden galip çıkmış ve tahtını ileride Sezar’ın da yapacağı gibi Senato’nun üstüne dikmişti. Sezar bundan sonra hayatını kaçarak ve saklanarak yaşamak zorunda kalmıştı. Sulla onu bulduğunda ölümle burun buruna gelmiş fakat bakire Vesta Rahibeleri Sulla’yı yatıştırmayı başardılar ve geri adam atmasını sağladılar. Fakat attığı bu geri adım çok geri adım çok isteksizceydi ve ‘’Ama o daha çocuk !’’ diyenlere ‘’Eğer bu çocuğun içinde bir değil, birçok Marius göremiyorsanız hata ediyorsunuz demektir.’’ diye söyleniyordu.
Silahlı mücadeleden galip ayrılan Sulla giriştiği reformlarda ise istediği başarıyı yakalayamadı ve kendi rızasıyla 7 yıldır üslendiği ‘’Tek Adam’’ siyasetini bırakıp istifa etti. Sezar bile onunla dalga geçmişti ve bu onun için çok onur kırıcıydı. Bir daha siyasete el atmayan Sulla 2 yıl sonra hayata gözlerini yumdu.

Sezar ise yeniden rahip olmaktansa amcasının yolunu takip etti ve askerliğe yazıldı. Asya’da ve Kilikya’da gösterdiği başarılar ile Corona Civica ile onore edildi. IV.Nikomedes’in donanmasına eşlik etti ve denizlerde de maceralara atılmaktan geri kalmadı. Miletos yakınındaki Pharmakoussa’ya yelken açmışken denizleri kasıp kavuran Klikyalı korsanlar tarafından yakalandı ve fidyesi 20 talanton olarak belirlendi. Bu teklife sinirlenen Sezar onları aşağılayıp fidyesini 50 talantona yükseltmelerini emretti. Aralarında kaldığı sürece onlara patronlarıymış gibi davranan Sezar bir gün hepsini asacağı iddasında bulunuyor ve bu davranışları korsanların onun deli olduğunu düşünmesine sebep oluyordu. Miletos’tan gelen parayla serbest kaldığında borç alıp büyük bir donanma kurup korsanları tuzağa düşürüp yakaladı ve Asya komutanı Junios’tan onları asması için izin istedi. Asya komutanı onu oyalayınca Permagos’a dönüp hepsini astı veya çarmıha gerdi.**

Roma’ya döndüğünde pek çok politik konuma geldi (Kısa sürede Pontifex Maximus, Quaestor ve Preator gibi önemli mevkiler arasında gidip gelmişti) fakat bu onu büyük bir borç altında bıraktığından konsüllüğü bitmeden ve kendisine dava açılmadan atandığı Galya Narbonensis’e geçti ve Galya’nın Fethi’ne başladı.

Commentarii’de en ince ayrıntısına kadar anlattığı bu seferde çok büyük başarılar kazandı. Gallia Belgica dışındaki tüm Galya (Gallia Celtica ve Aquitania) lejyonerlerinin ayakları altında ezildi ve kendisini tutamayıp Romalıların daha haberinin bile olmadığı Britannia’ya çıkıp Keltleri bozguna uğrattı fakat ileriye gitmeyi gerek görmeyip geri döndü. Bu seferleri ile iyice ünlendi ve Roma’da daha önce görülmemiş kutlamalar gerçekleşti. Hakkında bir sürü hikaye çıktı. Bunlardan en bilineni Romalı bir lejyonler ile ilgilidir. Romalı bir bölük barbarlar tarafından bataklıkta kuşatılmış ve ölümle burun buruna iken Sezar’ın askerlerinden biri fırlayıp barbarları arkadan vurur ve arkadaşlarına cesaret vererek onları püskürtür. Arkadaşları onu Sezar’ın önüne bir kahraman gibi çıkarmış olmasına rağmen o ağlayarak ve af dileyerek yere kapandı. Kalkanını kaybetmişti…

Sezar politik düşmanı Cicero’nun bile övgüyle söz ettiği hatiplik yeteneğini bu sefer sırasında da çok iyi kullanmıştı. Askerlerini durmaksızın oradan oraya sürüp fetihlerle uğraştığından bu durumdan bıkan lejyonlar ona sitem etmiş ve ‘’Bizler tanrı değiliz insanız, demir bile paslanır artık savaşmak istemiyoruz.’’ diye itiraz edip savaşmayı reddetmişlerdi. Bunun üzerine Sezar çıkıp ‘’O halde ben XIII (13). Lejyonlar beraber giderim, benimle ilerlemeye cesareti olmayan kimseye ihtiyacım.’’ yok demiş ve gerçekten de harekete geçince bu duruma çok gücenen diğer lejyonlar ‘’Biz de en az XIII. Lejyon kadar cesuruz !’’ diyerek peşinden ilerlemiş ve zafer üstüne zafer kazanmışlardır.

Bu zaferlerden en önemlisi ise Alesia Kuşatması’dır. Sezar’ın verdiği rakamlar 80.000 Romalıya karşı 400.000 kadar Galyalı olsa da Napolyon bile bu rakamları abartılı bulmuş hatta muhtemelen Romalıların çoğunlukta olduğunu savunmuştu. Sayılar ne olursa olsun dağın zirvesinde Alamut gibi yükselen Alesia’yı kuşatırken aynı anda arkasından saldıran birleşik Galya ordusunu yenmek her yiğidin harcı değildi. Alesia’nın ardından Vercingetorix de teslim olmuş ve Galya fethedilmişti. Germania’daki birkaç mağlubiyetten sonra orada da zafer elde edilmiş ve yeni bir Germen istilası Augustus dönemine kadar ertelenmişti.

Tüm bu başarılarına rağmen Roma’nın en ünlü ve sevilen ismi Sezar değildi, kendi damadı Gnaeus Pompeius ya da kısaca Pompeius Magnus (Büyük Pompeius)’du ve cognomeni ‘’Adulescentulus Carnifex’’ yani ‘’Genç Kasap’’ idi. Spartacus’u yenen meşhur general Crassius’un aracılığında 1. Triumvirliği yani ‘’Üçlü Yönetim’’i kurarak gayri resmi bir şekilde Roma’nın yönetimini üçe böldüler. Crassius’un Parthlara karşı bir seferinde yenilip oğluyla beraber öldürülmesiyle beraber Caesar ve Pompeius birbirine düştü ve Pompeius’un karısı da ölünce Sezar ile hiçbir akrabalık bağı kalmayan Pompeius ona adeta düşman kesildi. Kendi konsüllüğünün süresi uzatılıp da Sezar’ınki uzatılmayınca o sırada Senato’da bulunan Sezar’a sadık bir asker elini kılıcına atıp ‘’Yakında süre bununla uzatılacak.’’ dedi fakat ciddiye bile alınmadı.
Sezar’ın Ölümü ve Genç Sezar ile Birlikte İmparatorluğun Yükselişi
‘’Ölene kadar’’ dikdatör… Cumhuriyet yanlılarının senatoyu eski gücüne ulaştırmanın tek bir yolu olduğunu anlamıştı. Hırslarına doymayan ve baskısını senatonun üzerinden bir türlü çekmeyen Sezar’dan kurtulmanın tek bir yolu vardı. Lepidius ve Brutus bunu düşünen başlıca kişilerdi. İronik olarak biri Sezar’ın savaşta yenip affettiği bir komutan, diğeri ise evlatlığıydı.

Sezar ise böylesi bir ihaneti bekleyen son kişiydi. O bir Çin felsefesi olan ‘’Düşmanlarını yenmenin en iyi yolu, onları dostun yapmaktır.’’ Felsefesi ile yoğrulmuş ve neredeyse yendiği her düşmanı affetmişti. Fakat kendisi bile ‘’İhaneti severim ama hainlerden nefret ederim.’’ dememiş miydi ?

Kendisi Parthia, Germania ve Britannia’yı fethetme üzerinde kafa yorarken düşmanları onun arkasından iş çeviriyordu ve onu ‘’Kral olmaya çalışmakla.’’ suçluyorlardı. Fakat Sezar bunun üzerine ‘’Benim adım Kral değil Sezar’dır.’’ demiş ve dostu Marcus Antonius’un kendisine sunduğu tacı halkın önünde 3 kez reddetmiş, halkın adamı olduğunu kanıtlamıştı.

Artık kimse Sezar’a itiraz edemiyordu zira o konuştuğunda halk onu o kadar büyük bir coşkuyla alkışlıyordu ki ona itiraz edenlerin sesi duyulmuyordu. Çünkü Sezar ‘’Res Publica’’ yani ‘’Cumhuriyet’’i lağvetmemiş ya da onun üstüne resmi bir yönetim kurmamıştı. Fakat Cumhuriyet yanlıları onun en uygun zamanı beklediğini ve tacı ele geçirdiğinde senatoyu yerle bir edeceğini düşünüyorlardı. Ve onu halkı kışkırtıp yere seremeyeceklerini anladıklarında çok daha kanlı bir yönteme başvurdular. Sezar’ı öldürüp Senato’nun şanını yeniden yükseltecek ve hiç kimsenin cumhuriyetten daha büyük olmadığını kanıtlayacaklardı.

Suikastin olacağı gün Sezar büyücülerin kehanetlerine inanıp o günkü toplantıyı iptal etmek istese de ikinci mirasçışı olarak belirlediği Decimus Brutus (Diğer Brutusle karıştırılmamalıdır) onunla alay etti ve böyle şeylere inanarak senatoya hakaret ettiğini söyledi. Sezar da onu dinleyip senatoya gitme kararı verdi, Decimus’un da hainlerden olduğunu bilmeden.

Senatoya vardığında her şey çok ani gerçekleşti. Kendisini savunmaya kalksa da üstüne atlayan yirmi kişi tarafından üst üste bıçaklandı fakat onu en çok hayal kırıklığına uğratan evlatlıklarından biri olan Brutus’un de aralarında olmasıydı. ‘’Et du Brute ?’’ dedi sadece ve fani dünyaya gözlerini yumdu.

Sonrasında gerçekleşenler ise Romalılar için bir rüya gibiydi. Sezar’ın öldüğü haberi halkta şok etkisi yarattı. Suikastçiler bunun halk için olduğunu ve bir tirandan kurtulduklarını iddia ediyordu. Bazı fırsatçılar da bunların arasında yürüdü ve kendilerinin de Sezar’ı hançerlediğini iddia ettiler. Fakat bu hepsine ölüm getirecekti.

Her şey hainlerin istediği gibi işlerken Marcus Antonius Sezar’ın cenazesinin önünde coşkulu bir konuşma yaptı ve sonunda Sezar’ın vasiyetini açıkladı. Romalılar bu sefer daha da büyük bir şok yaşadı. Sezar tüm mal varlığını Roma halkına iade ediyordu ! Böyle bir şahsiyetin öldürülmesi halkı galeyana getirdi. Hainlerin evleri yağma edilip yakıldı, Sezar’ın düşmanları linç edildi ve cesetleri sokaklara atıldı.

Senatörler kaçmayı başardı fakat üzerlerine yürümekte olan daha büyük bir bela vardı: Sezar’ın evlatlıklarından Octavianus, Antonius’u yenmiş fakat yanındaki komutanların savaş sırasında ölmesi ile tüm orduya hakim olmuştu. Cumhuriyet’in görevlendirdiği bu adam sırtını Cumhuriyet’e döndü ve Sezar gibi onun üzerine ilerledi. Düşmanlarını Sezar’ın çevikliğiyle yok edip onun gibi neredeyse tüm Roma’yı dolaşıp düzeni sağladı. Antonius ve Kleopatra’dan da kurtulduktan sonra önünde hiçbir muhalefet kalmadı. Herkes onun kendini ‘’Kral’’ ilan etmesini beklerken o çok daha farklı ünvanlar aldı. ‘’Caesar’’, ‘’Augustus’’ ve ‘’Princeps’’ ünvanını aldı.
O büyüktü fakat en önemlisi eşit vatandaşlar arasında birinciydi. İşte bu şekilde imparatorluk resmi bir şekilde kurulmuş fakat Imperium hala devleti değil Princeps’in sonsuz yetkisini ima etmekteydi. Augustus bile Senatoyu ortadan kaldıramamıştı (Monarşik Bizans’ta bile varlığını uzun süre koruyacaktı.) ve devleti için ‘’Libera Res Publica’’ yani ‘’Özgür Devlet’’ demeyi tercih etmişti.

Dominatus devrine kadar yani 500’li yıllara kadar kimse Roma’yı Doğu’nun monarşik yapısını getiremedi. Fakat sonunda İmparatorluk o kadar büyümüştü ki Sezar’ın sözü haklılık kazanmıştı.

‘’Sürekli seçimlerle değişen politikacılarla bir imparatorluk yönetilemez !’’

*Latince ‘’Zarlar çoktan atıldı.’’
**Plutarch ise bu olayın Sulla döneminde yaşandığını ve Sezar’ın Nikomedes’e sığındığını belirtmektedir.
***Latince ‘’Gerdim, gördüm, yendim !’’

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.