İsmail ŞENTÜRK
KISA KISA AVRUPA
8 Mayıs 2015 Cuma 07:52:10

Bolu’da faaliyetlerini sürdüren Medyalog Yapım tarafından hazırlanan, IVME (AB konularında Medya Kapasitesinin Artırılması) Projesi kapsamında, Bolu Basınından 35 arkadaşımızla beraber 12-21 Nisan tarihleri arasında Belçika’nın Brüksel şehrinde ve Almanya’nın Hannover şehrinde bir dizi temaslarda bulunduk.

Benim ilk Avrupa seyahatim, grubumuzdakilerin çoğunun da öyle olduğuna eminim.  Birbirinden ilginç anılarla geçen, 35 kişinin böylesi bir programda tekrar bir araya gelme imkanının bulunmadığı güzel bir oluşum. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Böylesi bir gezinin, diğer illerde çalışan basın mensubu arkadaşlarıma da nasip olmasını diliyorum.

AB Projesi kapsamındaki gezimiz üç ana başlık altında toplanmıştı:

a) Brüksel’de yapmış olduğumuz bürokratik ziyaretler,
b) Hannover’de proje ortakları ve basın kuruluşlarına yapılan ziyaretler,
c) Serbest zamanlı geziler.

Bürokratik ziyaretlerimiz, proje ortakları ve basın kuruluşlarına yaptığımız ziyaretlere çok ta fazla değinmek istemiyorum. Bizleri ağırlayan Belçikalı ve Alman proje ortaklarına, ayrıca; Brüksel’de bizleri bağrına basan Türklere, orada bizi temsil eden gazeteci, siyasetçi ve bürokratlarımıza, özellikle Emirdağlı kardeşlerimize ve Hannover’de bizleri ağırlayan Geredeli hemşehrilerimize teşekkür ediyorum.

Proje ortakları ve basın kuruluşlarına yapılan ziyaretlerdeki izlenimlerime dayanarak söyleyebilirim ki; Avrupa basını ve Bolu’da faaliyet gösteren yerel basın, birbirinden çok ta farklı değil. Sorunlar aynı. Avantaj ve dezavantajlar hemen hemen aynı. Hatta özellikle Almanya’da yerel basını bekleyen tekelleşme tehlikesi ülkemiz, daha doğrusu Bolu yerel basını için şimdilik söz konusu değil.

Gelelim serbest zamanlı ve beni en çok etkileyen gezilerimize. Brüksel’de beni en çok etkileyen insanların birbirine saygı duyması oldu. Gecenin saat 03.00’ünde bile bizim gibi yayalara yol veren araçlara rastladık. Yeter ki yaya geçidinde olun. Diyebilirim ki elin Avrupalısı, bu konuda asla bizim Türklere benzemiyor. Herkes kendi işinde gücünde, kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Asayiş berkemal. Bolu’da yaya geçidinden kağnı arabası gibi geçenlere de artık kızamıyorum. Her taraf pırıl pırıl ve tertemiz. Genlerimizde olan çöp atma güdüsüne Brüksel’de ve Hannover’de engel olmak ne kadar da zormuş. Özellikle Brüksel’de Türklerin yoğun olarak yaşadığı mahalle ve sokaklara gittiğimizde insan bir rahatlıyor, bir rahatlıyor sormayın. Her taraf sigara izmariti ve çöp yığını, insanın “Vatanımm” diyesi geliyor. İşin şakası bir tarafa Türklüğümden ilk defa Avrupa’da ne kadar pis ve duyarsız olduğumuzu gördüğümde utandım.

Gezilerimizde beni şaşırtan en büyük özelliklerimizden birisinin de sabırsızlığımız olduğunu anladım. İnsanların bir restorantta 3-4 saatlerini sohbet ederek nasıl geçirdiklerine şahit oldum. Belçikalısı, Afrikalısı, Şililisi, Fransızı, Romanyalısı, Bulgarı ve sayamayacağımız kadar çok milletin, bir arada kardeş kardeş nasıl geçindiği, böylesi bir ortama biz Türkiye olarak ne kadar hasret olduğumuzu anladım. Avrupa’da siyasetin ve siyasetçilerin insan için, vatandaş için var olduğuna şahit oldum. Ülkemizde ise vatandaş, onlar için var maalesef. Bizde, eskidenmiş “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü.

Bizde bisiklet çok yaygın değil Allah’tan. Eğer yaygın olsaydı büyük bir ihtimal Hindistan’a benzerdik. Ama Brüksel ve Hannover’de sokaklarda araçlar kadar bisikletli var. Karşıdan karşıya geçerken sadece araçlara değil bisikletlilere de dikkat etmeniz gerekli.

Hep te kötü müyüz millet olarak? Asla. Ülkemin yemekleri 10 gün boyunca gözümde tüttü. Son gün bir Türk lokantasında kuru fasulye pilav ve soğan yerken gözlerim yaşardı. Ama soğanın acısından değil.

Gelelim, Avrupa’da görebilir miyim diye devamlı insanların gözüne baktığım, ancak bulamadığımda çok sevindiğim biz Türklerin bir özelliğine. Sıcak kanlılık. Biz her ne kadar her şeyi en uçlarda yaşayan bir millet olsak ta sıcak kanlıyız. Sevdik mi adam gibi seviyor, nefret ettik mi, karşımızdakinin dünyasını karartıyoruz. Belki İtalya’ya gitsek Akdeniz ikliminden dolayı bize benzeyebilirlerdi. Ama Belçika ve Almanya asla bize benzemiyor. İnsanlar sokaklarda, birebir konuşmalarında robot gibi. Tarihi özellik arz eden veya yakın dönemde yapıldığı anlaşılan binaların tamamında kendini belli eden gösteriş ve soğuk duruş, insanlara da yansımış sanki. İnsanlarının bu özellikleri restorantlarda yemek yerken kalmıyor, bir anda sıcak kanlı oluyorlar ama o da alkolün etkisiyle. Su dahi, biranın iki katı pahalı olunca böyle oluyor demek ki.

Sözün özü; biz, bize benziyoruz vesselam. İyisiyle, kötüsüyle. Zenginiyle, fakiriyle. Pisiyle, temiziyle. Saygılısı ile, saygısızı ile. Biz, dinamik bir milletiz. Asla yerimizde duramıyoruz. Çalışmasak ta, her şeyin en iyisini istiyoruz, ama sahip olamasak ta halimize şükür de ediyoruz. Realist değiliz, hayalperestiz. Kazıklanacağımızı bilsek te dostlarımız ve arkadaşlarımız var. Birbirimizden tebessümü ve selamı esirgemiyoruz. Yeter ki insanımızın karakteri Avrupalılaşmasın.  Bu vatan, bu insan bizim. Vatanımın ne bir karış toprağını, ne de burada yaşayacağım bir saniyelik zamanı, Avrupa’nın zevk-ü sefa içinde geçecek bir ömrüne değişmem.

Selam ve sevgilerimle.

 

 

1550 kez okundu.
 
HAVA DURUMU ALTI